22. Ruh Yırtıkları

“Her ruh yırtığı, o yırtıkta iz bırakmış diğer insanların ruhlarına ruh yırtıklarından bağlıdır”

Bir insan ruhu, çözümü o insanın ömrüne sığamayacak kadar büyük bir problemdir. Ömrü bir asra yaklaşmış olanların çoğunun gözlerinde yakaladıklarımız, bize bu problemin onlar için hâlâ çözülememiş olduğunu anlatır. O gözlerde, çözebilmişlerin sonsuz önceden sonsuz sonraya uzanan huzuru değil, doğum anından sonraya, adım adım son ana sarkan derin bir hüzün vardır; yenilmişliğin hüznü.
***
Ömür, sonsuz önceden sonsuz sonraya dönen çarkların dişlilerin sayısının geometrik hızla arttığı, çaplarının ritmik olarak büyüdüğü ve birdenbire eski hâline döndüğü bir zaman aralığıdır sadece. Dişliler ve çarkların çapı doğan her insanın öğrendikleri ve yaşadıkları ile de hem doğru hem ters orantılıdır.

***
Çözülmemiş ardışık problemlerle meşgul olan insanların ruhlarında biriktirdikleri, dişlilerin sayısını arttırırken çarkların çapını da büyütmekte ve zaman daha yavaş akmaktadır. İnsan bu akışta saniyeleri saymaktadır, saatleri ve günleri hatta yılları bile saymaya fırsatı olmayanlara inat. Hem iyidir bu hem de değil. Çözülmemiş problemi kalmayan insan yoktur bağlamında teselli edicidir vâkıa. Az sonra hızla yaşayanların problemlerinin çözümüne ulaşmış olduklarını sanmalarındaki yanılgı da eklenir, teselli zincirine.
***
Yaşlılar ömürleri asra yaklaşırken, çözülememiş problemleriyle gülümserler diğerlerine. Tırmandıkları yokuştan aşağı, son raddede dönüp bakarlar arkalarından gelenlere. Hınçla, hırsla takırdayıp duran, tutkularının seslerinde büyülenmiş kurbanların soluk seslerine dikkat kesilirler. Bu seslerde çiğlik vardır, denenmiş ve sadeleşmiş değişmezlikler vardır.
***
Ömrün çarklarına takılı kalmış ruh yırtıkları, ilerleyen zamanın çenesine tutunmuş alevler gibi sürekli ileriye hamle eden insanın her anını sarıp sarmalamaktadırlar. Her an, ruh yırtıklarını çarklarda kalan izlerle doldurmaktadır, her an yırtıklardan ileriye savrulan alevler sarılmaktadır; ileri, dingin bir koy gibi görünürken tamahkâr insanın gözlerine…
***
Her ruh yırtığı, o yırtıkta iz bırakmış diğer insanların ruhlarına, ruh yırtıklarından bağlıdır. Yırtıklar arttıkça ruh, çözümsüzlüğünü daha çok hatırlatmaktadır en büyük problemi olarak insana. Çünkü; o yırtıklardan sızanlar hakîkatin ışığıyla orta yerde durmaktadırlar. İnsan, diğerini yırtmıştır, diğeri tarafından yırtılmıştır. Her seferinde insan diğerini ezmiştir, diğeri tarafından ezilmiştir; karşısındakini ezdiğinde, aslında kendi içindeki güzellikleri birer birer ezdiğinin farkında değildir.
***
İnsan kibirlidir. İnsan bencildir. İnsan iblis dışında her yaratılmışın kendisi karşısında saygı ile eğildiğini bilmektedir. İnsan şımartılmıştır. İnsan mükemmel yaratılmıştır. İnsan, kendisini yaratan tarafından ne kadar önemsendiğini bilmektedir. İnsan bu yüzden yırtar, bu yüzden ezer diğer insanı.
***
Ezilmiş olarak değil, bilhassa ezmiş olarak zirvede tek başına kalmak, gururla kibrin bayrağını dalgalandırmak ve bundan şeytanî bir hâz almaktır. Ne fayda ki; iblis bu hâzda saklamıştır tuzaklarını. Her ezdiğinde aldığı hâz kendi içindeki merhameti eritmektedir; ruhundaki çözümsüzlüğü derinleştirerek kendisini sonsuz karanlığa itmekte ve Allah’ın büyüklüğüne inanmış olarak büyüyen kendisini, sahte bir büyüklük hissine kapılarak ezmektedir.
***
Tevâzû çözülmemiş problemlerin azaldığı dinginlik ufkudur oysa. Az rastlanır yaşlıların gözlerindeki ışıltı, tevâzûdan almıştır mayasını. Ömrü törpüleyen kibrin, körleştirdiği yerlerde yükselir ezenlerin sesleri, ezdiklerini sananların sesleri.
***
Çözümünü buldukları probleme dair fikri olan, ancak, çözümü yaşamaya ömürleri yetmeyen o dingin bakışlı az rastlanır yaşlılar şöyle seslenmek isterler belki:

“Her ne kadar hak etse de ezilmeyi, ezdiğini sanarak gelse de üstüne; kişi geldiğinde ezilmeye başladığını bilmemektedir zaten. Değerler ve ilkeler adına ezilmemeye verdiğin tepki, ezmek değilse eğer; ezmeyi nefsin için murad etmediğindendir. Aksi halde; Onun seni ezmeye, sendeki kibri silmeye, onun yerine kendi kibrini koymaya, kendi kibrini senin kabullenmeni sağlamaya niyeti varsa, ona vereceğin her aşağılayıcı yargı, onu değil seni ezilmiş yapacaktır; onun gibi davranarak ezilen sen olacaksın. Fakat sen onu ezmiş olduğunu sanacak, sandığın şey yüzünden ezilmiş olduğunu fark etmeyeceksin. Ders verebilirsin, vurabilirsin onu alnın tam ortasından; ders alabilmiş ve ders verebilecek kıvama gelmişsen. Lâkin, ne sen ne de bir başkası kendi nefsinden arınmamıştır yaşarken, arınmayacaktır; arınamadığı için hiç bir ders kalıcı değildir ve sen her seferinde tevâzû ile hareket edip etmediğini bilemeyeceksin. Ezilmemek için ezdiğinde, seni ezeni ezip geçtiğinde; keyf alsan da bir müddet, ömrün çarkları daha yavaş dönecek, ruhundaki yırtıklar artacaktır. Ezdikçe daha az uyuyacaksın.”
***
Ruhlarının geride bıraktıklarına ağlayan az rastlanır yaşlıların, gökyüzünü kaplayan fısıltılarını duymaya devam etmek ister insan belki:

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez, fakat merhamet senin merhametsize bahşettiğin bir şey değildir. Merhamet senin kendine verdiğin hediyendir. Öfkene musallat olan başka ruhların yırtığı ise, senin yırtıklarına tutunmak isteyenlere vereceğin öfken olmasın. Seni küçük düşürmek istediğinde, seni kendi kalıbının önünde secde eder vaziyette tutmak istediğinde, tevâzû ile gülümse ve ona: “Sana benzemeyeceğim!” de. Dişlilerde bir yırtık bırakmaz ruhun o vakit. Ona ayna tutmuşsundur; seni ezmeye yeltendiğinde gerçekte kendisini ezmeye yeltendiğini göstermişsindir. Onun kendisine zarar vermesine mâni olabilmenin yoluna da ışık tutmuşsundur. İşte ondan sonra çarkların alevsiz dönüşlerinde her bir vakit çözülmüş ardışık problemlerle önünü görmeye devam edersin. Sen kazanırsın ezmeden; kazancını, seni yaratana ödünç vererek. Sadece iyilik yapmışsındır. Sen o densizin karşısına kendini dikmemiş, kendisini dikmişsindir.”
***
Bir insan ruhu, çözümü o insanın ömrüne sığamayacak kadar büyük bir problemdir, fakat çözdüm diyen varsa ömrünün son demlerinde, düşünsün; kullanılamamışsa ne faydası vardır ki çözümün?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder