27. Masumiyet

“Cesedin eylemsizliğinde öfke yoktur; masumiyet öfkenin yokluğunda aslına, toprağa döner; ceset masumiyet gittiği için çürür.”

Dışarı çıkmak, görünür olmak; pırıltılı serinliğini, görmek isteyenlerin gözbebeklerindeki sevgi sunaklarına takdim etmek masumiyet için hiç zor değildir. Kırpılmış yıldızların mavi ve kırmızı gözeneklerindeki sıcaklığın kaç kadir ettiğine bakmaksızın, çıplak gözle görülebilecek kadar duru ve masumiyet rengine çaldığını kesintisiz ikrâr ile tekrarlar durur, insanın derinliklerine çalınan maya…
***
Geçmiş, hangi bulanık ayrıntıyla ilişkilenmiş; kir, hangi şakrak ruhu kasvetin karanlıklarına gömmüş olursa olsun, masumiyet, temas ettiği ruhların serin parlaklığına her seferinde şahitlik eder. Bıkmaksızın çeker insanı, kendi iç döngülerinden; tertemiz bir iç aydınlığına sürükler, yıkar, durular.

***
Masumiyet gülümser; gözbebekleri ile simânın tüm kıvrımlarında senkronize bir düş tasvir eder. Hangi katliam, hangi suç, hangi ihanet katır karası karabasanlarla masumiyetin tebessümünü zedeleyebilir ki?
***
Ruhun çekip gitmesinden sonra cesedin eylemsizliğinde doğan zorunluluk olabildiği kadar, öfkenin, kırılganlıkların ve özlemlerin rüzgara yüklediği tek şey olma zorunluluğu da vardır, masumiyetin. Fakat masumiyet her rüzgara yüklenişinde kendi kökünü, tohumunu insanın içinde bırakır; harabeler arasında bir gözgülüşü kadar kaimdir insanın içinde… İnsanı -her türlü kötülükle sıvanmış dahi olsa- terk etmez; terk edemez.
***
Allah’ın insana sonsuza dek saklayabileceği en güzel ödülüdür masumiyet; tüm pişmanlıklar ona tutunabileceğinin farkındadırlar. İnsanın, iyiliği gelecekteki kendisine ötelemesinin temelinde yatan asıl sırdır masumiyet. Cesedin eylemsizliği vâki olduğunda, yaratılıştaki masumiyetin giyindiği libâslar tek tek sıyrılır gören gözlerin önünde… Kıpırtısız ölünün anlattığı her şey, toprağın kendiliğinden gelmediği yere kendiliğinden gitmeyeceğini haykırır; masumiyet toprağa gider geldiği gibi; nesneyi taklit edercesine, nesnelliği dik tutup herkese gösterircesine.
***
Adem’e kadar uzanır tevbelerin hepsi, Havva ile birlikte ilk günaha kadar ilerler; günahın görünür olmaktan utandırdığı masumiyet çağları aşar gider, gelir her insanın teninden içeri süzülür… Adem’in belindeki sırların hepsi gibi cennete yahut cehenneme çizilen yol çizgisi gibi, kalın ya da incedir. Kalınsa masumiyetin tenden çıkarken açtığı yarık, takribi bir tebessüm gibi cennete çeker insanı. Çünkü her seferinde çıkarken aynı yarıktan çıkacaktır; her seferinde kendisini tekrarlayacaktır; çıktığı her seferinde dışarıda daha çok masumiyet bırakacaktır… Tebessümün kendisi olana dek.
***
Masumiyeti tenden içeriye almak insanın kendi işi değildir evvelinde; yaratılışıdır, yaratılışındandır. Onu dışarı çıkarmak kendi işidir; kendi kendisinin kirlerden, bozuk düzen karanlıklardan kurtulabilmek için elinde tutabildiği en güçlü şeyidir. O şey ile ulaşır önceye ve sonraya… Bilir ki; diriliğin eylemlerinde bu gücü kullanabildiği sürece, iyidir.
***
Öfkenin masumiyeti rüzgara yükleyip gönderdiği günde, kırılganlıklar ve özlemler tepkisiz kalamazlar. Kırılganlıkların öfkeye bağladıkları ve sonra özleyeceklerini bildikleri masumiyet için döktüğü gözyaşları, masumiyetin iz bırakmayacak şekilde gitmesine mâni olurlar. Öfkeler, masumiyet olmadan var olamazlar, masumiyet yoksa kırılganlık olamaz, masumiyetin izi yoksa tenin içinde kimse özleyemez. Bu yüzden öfke, kendisine bağlı diğer her şey gibi kökünden bağlıdır masumiyete…
***
Cesedin eylemsizliğinde öfke yoktur; masumiyet öfkenin yokluğunda aslına, toprağa döner; ceset masumiyet gittiği için çürür.
***
Bir insan, katlettiği insanın/insanların arkasından içindeki masumiyet kökünden dolayı acı çeker… Bir kâtil kabuslarını masumiyete borçludur. Bir zâni, başka cürümlere içindeki masumiyetin bağırtılarından kaçmak için uzanır. Bir hırsız, çaldığı her şey için içindeki masumiyeti ikna etmek zorundadır. Bir yalancı yalanlarına devam etmek için her seferinde içindeki masumiyeti aklamak zorundadır… Masumiyet yoksa, günah yoktur. Günah varsa masumiyet vardır. İnsan, pişman olma hakkını kullanabilmek için masumiyete muhtaçtır; Adem gibi, Havva gibi.
***
İblis, içindeki masumiyeti kibrine yedirdiği için pişman olamayacaktır.
***
İnsan, kibrini yücelttiği sürece içindeki masumiyetin köklerinde katliam yapar; kibrin her kadir aralığında insanda eksilttiği tek şey masumiyettir. İnsan ancak ve sadece kibrini büyüttüğü kadar incitir masumiyetini… Bundan ötürü kibirlilerin eylemsiz cesetleri, vaktinden önce toprağa gönderilen masumiyetin parlaklığından mahrumdurlar…
***
Kibirlilerin öfkesi olmaz; nefreti olur. Nefretin olduğu yerde ise, masumiyet, köklerine varıncaya dek yok edilmiştir.
***
Masumiyet insanı terk etmez, terk edemez. Tâki insan kendisine sonsuza dek verilmiş olan masumiyeti, kibrine kurban edip kendi isteğiyle sonsuza dek içinden kovana kadar.
***
Masumiyet gülümser; gözbebekleri ile simânın tüm kıvrımlarında senkronize bir düş tasvir eder. Hangi katliam, hangi suç, hangi ihanet katır karası karabasanlarla masumiyetin tebessümünü zedeleyebilir ki?
***
Kibirden başka...

Alper Selçuk, 01.09.2010

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder